<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Mehmet AYKAÇ</title>
	<atom:link href="http://maykac.imetri.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://maykac.imetri.com</link>
	<description>Her İşimizi Vaktinde Düzgün ve En Kısa Zamanda Yapmalıyız</description>
	<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 14:51:02 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>“YUNUS EMRE VAKFI” HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME</title>
		<link>http://maykac.imetri.com/2008/04/12/yunus-emre-vakfi-hakkinda-bir-degerlendirme/</link>
		<comments>http://maykac.imetri.com/2008/04/12/yunus-emre-vakfi-hakkinda-bir-degerlendirme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Apr 2008 17:22:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet AYKAÇ</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Selam Toplumu]]></category>

		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://maykac.imetri.com/?p=7</guid>
		<description><![CDATA[5653 nolu, 1394 sıra sayılı ve 05/05/2007 kabul tarihli Kanunla kurulmuş olan “Yunus Emre Vakfı” kuruluş amacı bakımından ülkemizin önde gelen kültür kurumlarından biri olmaya adaydır. Adını Yunus Emre gibi,  “Anadolu Türkmen  Dervişi” olan ulu bir şairden alması,  son derece anlamlıdır. Anadolu’da 14. yüzyılda devletin resmî dilinin  yabancı bir dil olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>5653 nolu, 1394 sıra sayılı ve 05/05/2007 kabul tarihli Kanunla kurulmuş olan “Yunus Emre Vakfı” kuruluş amacı bakımından ülkemizin önde gelen kültür kurumlarından biri olmaya adaydır. Adını Yunus Emre gibi,  “Anadolu Türkmen  Dervişi” olan ulu bir şairden alması,  son derece anlamlıdır. Anadolu’da 14. yüzyılda devletin resmî dilinin  yabancı bir dil olduğu bir dönemde ortaya çıkan bu Türkmen dervişi, söylediği Türkçe şiirleri ile yüzlerce yıldan beri Türkçe’nin konuşulduğu geniş coğrafyalarda her zaman saygı ile anılmış ve sürekli baş tacı edilmiştir.  Hemen her seviyede, herkesin bir Yunus’u olmuştur. Bununla da kalmamış, Türkçe’nin ve bütün olarak Türk kültürünün uzandığı geniş coğrafyalarda Türklerle birlikte, birçok milliyete mensup olanlar da Yunus Emre’yi tanımış ve sevmiştir.  Birçok kereler birçok kimse tarafından defalarca ifade edildiği gibi; Karaman Beyi Mehmet Bey’in Türkçe’yi devlet dili olarak kabul etmesinde ve bu konudaki kararlılığında Yunus Emre’nin  Türkçe söylenmiş olan saf şiirlerinin etkisi olmuştur. Bir başka görüş de ileri sürülerek;  bu devirde Yunus Emre gibi bir şair olmasaydı, Karaman Bey’i Mehmet Bey’in fermanı  geçerli olmayabilirdi. Her iki düşünce de Türkçe’nin hakimiyetini  Yunus Emre ile ilişkilendirmesi bakımından önemlidir.</p>
<p><span id="more-7"></span>Kurulmuş olan bu hayırlı vakfın, böyle bir şairin adını taşıması sevindirici ve gurur vericidir. Bu vakıf, adını taşıdığı ulu şairin yüzyıllar içinde taşıdığı görevi yerine getirmeyi;  “Yunus Emre” adını almakla büyük bir sorumluluğu üstlendiğini peşin olarak kabul  etmiş oluyor. Kültürel mirası, Türk dilini, kültürünü, sanatını tanıtmak, yabancı ülkelerle dostluğu geliştirmek, kültürel alışverişi artırmak, gerekli olan bilgi ve dokümantasyonu istifadeye sunmak ve Türk dilini öğrenmek isteyenlere hizmet vermek amacıyla yurt dışında, yabancı ülkelerde Yunus Emre Türk kültür merkezlerini açmak, Türkiye&#8217;de Yunus Emre Araştırma Enstitüsü kurmak gibi amaçları bakımından, geç kalmış bir kurum olan Yunus Emre Vakfı, bir kaybın telafi edilmesi açısından ayrıca önemlidir. İsimlendirmede coğrafya yerine kültürel varlıkların öne çıkmış olması da son derece anlamlıdır.</p>
<p>Avrupa’nın belli başlı  ülkeleri, kültürel varlıklarını sürdürebilmek için, bu tür kurumlar vasıtasıyla çok eskiden beri birçok yerlerde faaliyetlerini sürdürmekteler. İngilizler, kendi dillerini ve kültürlerini yaymak için British Council’ı kurmuşlardır. Fransızlar, Alliance Française&#8217;i, İtalyanlar Casa d&#8217;İtalia&#8217;yı, Almanlar Goethe Enstitüsünü, İspanyollar, Ruslar vb. Yani, medeni seviyelerini ve kültürel birikimlerini kendileri için evrensel bir güç görüp  buna resmen el koymuşlardır senelerce önce. Üstelik bunların çoğunun, faaliyet gösterdikleri alanlarla tarihî ve kültürel bakımdan bir yakınlıkları da bulunmamaktadır. Buna rağmen, ülkelerinin ve milletlerinin geleceği için bu tür kurumların çalışmalarına sanıldığından çok fazla önem vermekteler. Siyasi faaliyetlerden önce kültürel faaliyetlerle bulundukları ülkelerde ve bölgelerde öne çıkarak ülkelerinin  yapacağı çalışmaların zeminini hazırlamaktalar. Kalıcı olması bakımından esas olan da budur. Siyasi gücün giremediği ya da gerilerde kaldığı  yerlerde faaliyet gösteren bu kurumlar, genellikle bulundukları bölgeden veya ülkeden kabul edilmekteler. Resmî kimlikten uzak görüntüleriyle sivil toplum örgütlerine daha kolay yaklaşmaktalar. Ülkemizde bulunan bir “Büyük Elçiliğin” ürkütücü soğukluğu ile aynı ülkeye ait “Kültür Merkezi”nin  çekiciliği bunun örneği olarak gösterilebilir.</p>
<p>Bir kültür kurumu olarak faaliyet gösterecek olan Yunus Emre Vakfı’nın kurulmuş olmasına duyulan ihtiyaç, benzeri yabancı kurumların yaptığı çalışmalar göz önünde bulundurulursa kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Varlığı, derinliği ve yaygınlığı bakımından Türk kültürü, dünyada ilk önce hatırlanması gerekenlerin başında gelmektedir. Bilinmeyen zamanlardan günümüze kadar uzanmış olan Türk kültür mirası, yeryüzünde birçok ülkeyi ve milleti birbirine yaklaştırması ve hatta sıkıca bağlaması gereken önemli bir olgudur. Taşınabilen ve taşınamayan bu kültür mirasının korunması, insanlık tarihi bakımından  çok önemlidir. <strong>Yunus Emre Vakfı, insanlık tarihine mal olmuş olan bu mirasın korunmasında, değerlendirilmesinde ve bilinmeyenlerin öne çıkarılmasında önemli bir görevi üstlenecektir.</strong> Bunu için, Türkçe’yi eski vatanlarında yeniden canlandırmada önemli bir görev üstlenecektir. Büyük şair Yahya Kemal Beyatlı’nın “Türkçe’nin çekilmediği yerler vatandır.” sözünü; Türkçe’nin çekilmediği ve konuşulduğu yerler Türk kültürünün vatanıdır, şeklinde algılamak yanlış olmayacaktır. Dil, doğrudan doğruya kültürdür. Yunus Emre Vakfı, faaliyet gösterdiği alanlarda  bunu  öne çıkarmak durumundadır. Vakfa bağlı olarak kurulacak olan kültür merkezlerinin  bütün çalışmaları bunu destekler nitelikte olmalıdır.  Dilinizi konuşan bir yabancı, kültürünüzü benimsemiş ve size yakın birisi olmuştur. Türk cumhuriyetlerinin dışında, Türkçe’nin ve bütün olarak Türk kültürünün Balkanlarda günümüzde de varlığını koruduğu  yakından bilinmektedir. Günlük hayatta  Türkçe veya Türkçe’den geçmiş birkaç kelime kullanmayan   Balkanlı bir kimse yoktur, denilebilir. “Adriyatik’ten Çin’e kadar” yüzlerce yıl Türkçe konuşulmuş olan geniş coğrafyada yeniden canlanacak olan ses bayrağımız Türkçe ile “tarih tekerrür etmiş” olacaktır. Yunus Emre Vakfı’nın  amacının önemi burada saklıdır.</p>
<p>Bu tip hizmetleri yapan kuruluşlarımız mevcuttur. Fakat bunların hepsi perakende, hepsi çok belirli dar gayelere yönelmiştir. Batıda, kendi kültürlerinin kendileri için büyük bir değer olduğunu idrak etmiş milletlerin yaptığı gibi bizde de ilk defa, kanunla kurulmuş olan bu vakfın, işlemesi; şüphesiz ki kuruluşundan daha önemlidir. Asıl olan buna lâyık olduğu veçhile işlerlik kazandırmaktır. Dağınık ve münferit olarak birçok ülkede Türk kültürü ve Türk diliyle ilgili birtakım çalışmalar yapılmaktadır (TÖMER, TÜRKSOY, TİKA gibi). Bunlar önemli olmakla birlikte, daha düzenli ve birbirini tamamlar nitelikte bir bütünü oluşturdukları zaman, daha kalıcı hizmet vereceklerdir. Türk kültür merkezi olarak çalışma yapılan kurumlarımızda Türkçe, Türkiye, Türk Tarihi, Türk Edebiyatı ve bütün olarak  Türklükle ilgili, gerekli kaynakların bulunduğunu söylemek mümkün değildir.  Dolayısıyla bu tür kurumların göstermelik olmaktan çıkarak fonksiyonel ve gereken ihtiyaçlara cevap verebilecek donanımlara sahip olmaları gerekir. Düzenli bir kütüphane ile başlayacak olan çalışmalar, Türk kültürünün ve bütün olarak Türkoloji’nin açılacağı önemli bir kapı olacaktır. Türk kültür kurumu, bulunduğu ülkenin  yapısını, durumunu ve gereklerini göz önünde bulundurarak yapılanmaya gitmelidir. Kurulmuş olan Yunus Emre Vakfı, yapılan ve yapılması gereken çalışmaların bir merkezden yürütülmesini ve düzenli olmasını sağlayabilmesi bakımından önemlidir.  “Yunus Emre” adı, Türkiye’nin gücüne ve büyüklüğüne lâyık bir adlandırma olduğu için, bütün bunları yerine getirmeye kendisini önceden mahkûm etmektedir.</p>
<p>Kurulmuş olan bir kurumun adı ne olursa olsun, önemi ne kadar bilinirse bilinsin; bu kurumun işlemesi  şüphesiz ki daha mühimdir. Çok iyi ve halis düşüncelerle kurulmuş olan birtakım müesseselerin iyi işlememesi  veya işletilememesi herkesçe bilinmektedir. Zaman içinde Yunus Emre Vakfı’nın bunlardan olmaması için iyi yönetilmesi gerekmektedir. Ülkemizde bulunacak olan merkez teşkilatı ile buna bağlı olarak dış ülkelerde görevlendirilecek olan kimseler, son derece önemlidir. Görevlendirilecek olan elemanların her türlü ön yargıdan uzak, şuurlu, düşünceli, yerine göre hareket etmesini bilen, tecrübeli, bilgili, birikimli, kendine güveni tam olan kimselerden oluşması önemlidir. Özellikle ülkemizdeki merkez teşkilatı çalışmalarında son derece dikkatli olmak zorundadır. Merkez ve dış ülkelerde ilk görevlendirilecek olanların, mutlaka yurt dışı tecrübelerinin olması vakfın amaçlarına uygun çalışma yapılabilmesi için gerekmektedir. İlk atanacakların yanında, yardımcı olarak yetişecek olan yeni elemanlar kısa bir zaman sonra istenilen düzeyde çalışma yapacak kapasiteye ulaşacaklardır. Bilmenin yanında, görerek yetişme bu açıdan önemlidir. Bütün bunların yerini alabilmesi için, merkez teşkilatında ilk görevlendirilecek olan kimselerin sanıldığından daha önemli olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle Türk kültür coğrafyasının özel ve önemli bir bölümünü oluşturan Balkanları tanıyan, daha önce yurt dışında görevde bulunmuş olan elemanların öne çıkarılması bu manada önemlidir. Bu donanıma sahip olan tecrübeli kimselerin yanında yetişecek olan yeni elemanlar, kısa zamanda gereken donanımı kazanacaklardır.<br />
Sonuç itibariyle; fevkalâde iyi niyet ve iyi düşüncelerle kurulmuş olan bir vakıfla karşı karşıya bulunmaktayız. Bunun önemi, gereği ve yapacağı çalışmalar her türlü tartışmanın üzerindedir. Ülkemiz ve milletimiz adına geç de olsa Yunus Emre Vakfı ile telafi edilmiş olan bir kayıp; yetenekli, bilgili, birikimli, tecrübeli ve ehil elemanların yönetimi ve görevlendirilmesiyle  milletimizin ve devletimizin yüz akı olacaktır. Bu Vakfı hayata geçiren T.C. Hükümetini ve tüm emeği geçenleri tarih önünde kutluyorum. 31.03.2008.</p>
<p style="text-align: right;">Dr.Mehmet AYKAÇ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maykac.imetri.com/2008/04/12/yunus-emre-vakfi-hakkinda-bir-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Avustralya İzlenimleri</title>
		<link>http://maykac.imetri.com/2008/03/05/avustralya-izlenimleri/</link>
		<comments>http://maykac.imetri.com/2008/03/05/avustralya-izlenimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 22:41:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet AYKAÇ</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://maykac.imetri.com/2008/03/05/avustralya-izlenimleri/</guid>
		<description><![CDATA[PLAN
A. Giriş
B. Birinci Bölüm: Avustralya (Ansiklopedik Bilgi)
1.İklim ve Bitki Örtüsü
2.Nüfus ve Etnik Durum
3.Dil
4.Din
5.Ülkede İslamiyet
C.İkinci Bölüm: Avustralya’da Türkler
1.Sosyal Durum
2.Sosyal Dayanışma
3.Çalışma Hayatı
4.Eğitim
5.Dini Hayat
6.Bayram Kutlaması (Aid Festival).
7.Ulaşım
 
Giriş:
“Avustralya İzlenimleri” adlı yazımızda Hakkında ansiklopedik bilgi verdiğimiz; İklim ve Bitki Örtüsü, Nüfus ve Etnik Durumu, Dil, Din ve Ülkede İslamiyet alt başlıkları ile ele alınan (Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="Section1"><strong>PLAN</strong></p>
<p><strong>A. Giriş</strong></p>
<p><strong>B. Birinci Bölüm: Avustralya (Ansiklopedik Bilgi)<br />
1.İklim ve Bitki Örtüsü<br />
2.Nüfus ve Etnik Durum<br />
3.Dil<br />
4.Din<br />
5.Ülkede İslamiyet</strong></p>
<p><strong>C.İkinci Bölüm: Avustralya’da Türkler<br />
1.Sosyal Durum<br />
2.Sosyal Dayanışma<br />
3.Çalışma Hayatı<br />
4.Eğitim<br />
5.Dini Hayat<br />
6.Bayram Kutlaması (Aid Festival).<br />
7.Ulaşım</strong></p>
<p class="MsoTitle" style="margin-top: 12pt; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"><!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]--><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoTitle" style="margin-top: 12pt; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Giriş:<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoTitle" style="margin-top: 12pt; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">“Avustralya İzlenimleri” adlı yazımızda Hakkında ansiklopedik bilgi verdiğimiz; İklim ve Bitki Örtüsü, Nüfus ve Etnik Durumu, Dil, Din ve Ülkede İslamiyet alt başlıkları ile ele alınan (Kaynak: <em>Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi</em>, İstanbul 1991, IV, 167-172, “Avustralya” maddesi) <strong><em>Avustralya</em></strong> ana başlıklı Birinci Bölümden sonra; Avustralya kıtasına veya ülkesine gitme ve burada bir yıla yakın bir süre kalma imkanı elde etmiş bir kişi olarak bu ülkedeki gözlemlerimizi <strong><em>Avustralya’da Türkler</em></strong> ana başlığı ile kaydedeceğimiz İkinci Bölüm yer alacaktır.</span><span id="more-6"></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Birinci bölüm : Avustralya (Ansiklopedik Bilgi)<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya. Okyanusya kıtasında anakarayı oluşturan ada ve üzerinde yer alan ülke. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Tamamı güney yarım küresinde bulunan Avustralya, güneydoğu ucundaki Tasmanya adasıyla birlikte 10°-43° güney enlemleri (York Burnu Tasmanya’nın güneyi)<span>  </span>ve 113°-153° doğu boylamları (Steep Point Burnu-Byron Burnu)<span>  </span>arasında uzanır. Yaklaşık rakamlarla kuzey–güney doğrultusunda 3900 km ve doğu-batı doğrultusunda 4500 km boyutlarında olup bu ölçüsüyle dünyanın en büyük adası veya 5. bağımsız kara parçası durumundadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Resmi adı Avustralya Uluslar Topluluğu (Commonwealth of Avustralya) olan ülke Yeni Güney Galler, Victoria, Queensland, Batı Avustralya, Güney Avustralya ve Tasmanya eyaletlerinden meydana gelen altı üyeli federal bir devlettir. Ayrıca federal bir bölge olan Canberra ile federal hükümetin yönettiği Kuzey Toprakları da </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU">(Northern Territory</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">) diğer iki özerk bölgesini oluşturur. Toprak genişliği itibariyle dünyanın 6. devletidir. Yüzölçümü 7.682.000 km² (Okyanusya yüzölçümünün %86’sı), nüfusu 18.000.000 (2000), başşehri Canberra (400.000), ve en önemli şehirleri Sydney (4.000.000), Melbourne (3.500.000), Brisbane (1.250.000), Perth (1.100.000), Adelaide (1.050.000) ile Newcastle (450.000)’dır. İngiliz Uluslar Topluluğu’na dahil olup çift meclisli bir parlamentoya sahiptir; devlet başkanlığı makamında İngiltere kralını temsil eden bir genel vali bulunur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">1. İklim ve Bitki Örtüsü</span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">. Avustralya’nın iklimi ve bitki örtüsü birkaç bölgede incelenebilir. Merkezde deniz etkisinin içerilere girememesi sebebiyle az yağışlı, kuru bir iklim hüküm sürer. Kuzey toprakları tropikal iklim bölgesine dahil edilebilir. Burada sıcaklık oldukça yüksektir ve sıcak aylarda (özellikle Aralık) yağmur çok fazladır; sıcaklığın azaldığı aylar ise çok kurak geçer. Güneydoğudaki orta iklim bölgesinde ılıman bir iklim göze çarpar; sıcaklıklar orta derecededir ve genellikle her mevsim, özellikle de kış aylarında yağmur yağar. Güneyde</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU"> Adelaide</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> ve güneybatıda</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="FR-CD"> Perth</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> çevrelerinde Akdeniz iklimi hüküm sürmekte olup yazlar sıcak ve kuru, kışlar ılık ve nemlidir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Doğu kesimleri tropikal ağaçlarla asalak bitki ve sarmaşıklardan oluşan tropik yağmur ormanları, güneydoğu kıyıları okaliptüs ormanları, kuzey kıyıları da tropik ağaç ve</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="DE"> mangrov</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> ormanları ile kaplıdır. Merkezi kesimde savanlar, otlaklar ve bozkırlar bulunur; kumlu ve taşlı çöllerde ise dikenli çalılara rastlanır (Avustralya’da mevsimlerin ayları Türkiye’nin tam tersi olup şöyledir: Eylül-Ekim-Kasım İlkbahar, Aralık-Ocak-Şubat Yaz, Mart-Nisan-Mayıs Sonbahar ve Haziran-Temmuz-Ağustos ayları Kış mevsimini oluşturur).<strong><o:p></o:p></strong></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">2. Nüfus ve Etnik Durum. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Nüfus yoğunluğunun ancak 2/km² civarında olduğu Avustralya’da Avrupalılar’ın gelişinden önce sadece yerliler yaşamaktaydı.<strong> </strong>Eskiden 500 kadar kabileden meydana geldikleri ve sayılarının en fazla 300.000’e ulaştığı tahmin edilen bu yarı göçebe insanların mevcudu bugün 100.000 civarındadır. Avustralya’nın esas nüfus varlığını beyaz Anglosakson göçmenler oluşturur ve bunların da %50’sini İngilizler, %20’sini İrlandalılar, %10’unu İskoçyalılar teşkil eder. Nüfusun %20’si ise aralarında Türkiye, Yugoslavya, Arnavutluk, Lübnan, Hollanda, Almanya ve Yunanistan’ın da bulunduğu dünyanın pek çok ülkesinden göç etmiş farklı etnik topluluklarla yerliler ve az sayıdaki Asyalı göçmenlerden meydana gelmektedir. Takip edilen beyaz Avustralya politikasından dolayı</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU"> ΧX</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">. Yüzyıla kadar değişik ırkların ülkeye göçünü kısıtlayan şartlar 1960’larda hafifletilmiş, 1973’te ise tamamen kaldırılmıştır. Nüfusun %85.7’si şehirlerde yaşamakta, bunun da yarıdan fazlası eyalet başşehirlerinde oturmaktadır. Yalnız Sydney, Melbourne, Brisbane, Perth ve Adelaide şehirlerinde yaşayanlar toplam ülke nüfusunun yarısını aşmaktadır.<strong><span style="border: 0.5pt solid windowtext; padding: 0cm"><span>                                                                                            </span></span><span>                                                                        </span><o:p></o:p></strong></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">3. Dil.</span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> Resmi dil İngilizce’dir. Bunun yanı sıra Anglosakson asıllı olmayan göçmenlerin konuştukları çeşitli azınlık dillerine de rastlanır. Avustralya yerlilerinin ise farklı bir sisteme sahip, her biri küçük topluluklar tarafından konuşulan, bazıları ortadan kalkmış çok sayıda dilleri vardır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">4. Din. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da yaşayanların büyük çoğunluğu %75.8’lik bir oranla Hıristiyanlar oluşturmaktadır; diğer dinlere mensup olanlar %13.4, belirli bir dine mensup olmayanlar ise %10.8 oranındadır. 1986 resmî sayım sonuçları Müslüman nüfusu 97.741 olarak göstermekte ise de The Australian Federation of Islamic Councils’in (AFIC) kayıtlarına göre kıtadaki Müslüman nüfus 250.000 dolayındadır. Bu nüfusun hemen tamamına yakın kısmını Avustralya’ya başka kıtalardan göç etmiş yirmi üç ayrı etnik gruptan oluşan Müslümanlar meydana getirmektedir. Bunlar arasında ilk sırayı Türkler’le (100.000) Lübnanlılar (85.000) almakta, onları Yugoslavlar, Malezyalılar ve Endonezyalılar takip etmektedir. Ülkede 150 kadar da Anglosakson asıllı Avustralyalı Müslüman aile yaşamaktadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">5. Ülkede İslamiyet. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da yaşayan Müslümanların sayısı belli değildir. Resmi rakamlarla İslâmî teşkilatların verdiği rakamlar arasında büyük bir farklılık bulunmaktadır. Resmi sayım sonuçları ülkede 1971’de 22.311, 1976’da 45.206, 1981’de 76.792 ve 1986’da ise 97.741 Müslüman bulunduğunu göstermekte, buna karşılık Avustralya İslâm Konseyleri Federasyonu’nun resmi yayın organı Minaret’in Kasım 1975 sayısı Müslüman nüfusu 100.000, Yeni Güney Galler Konseyi 250.000, Melbourne’deki Preston Camii’nin imamlığı ise 125.000 olarak bildirmektedir. Diğer taraftan Avustralya İslâm konseyleri Federasyonu’nun 1981’deki yıllık kongresinde sayının 216.400 olduğu açıklanmış, Minaret’in Ekim-Kasım1982 sayısı ise bu rakamı 300.000 şeklinde vermiştir. Ayrıca M. Ali Kettânî Avustralya’daki Müslüman nüfusunun 1982’de 170.000 ve A </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU">Map</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> of the </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU">Muslims</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> in the </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU">World</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">’ da 221.000 olduğunu söylerken Türkiye Cumhuriyeti Melbourne Başkonsolosluğu Din Hizmetleri Ataşeliği ise ülkede 1986 itibariyle 251.000 Müslüman nüfus bulunduğunu açıklamıştır. Bütün bu birbirinden farklı sayılardan Avustralya’daki Müslüman nüfusun 250 ile 300 bin arasında olduğu tahmin edilebilir. Avustralya’nın özellikle Yeni Güney Galler, Viktorya, Batı Avustralya ve Güney Avustralya eyaletlerinin çeşitli şehirlerinde yaşayan Müslümanların hemen hemen hepsi, ülkeye Asya, Avrupa ve Afrika’nın çeşitli ülkelerinden göçmen olarak gelenler ile bunların çocuklarıdır. Etnik bakımdan yirmi üç değişik gruba mensup olan Müslüman nüfus içerisinde Türkler, Araplar, Pakistanlılar, Endonezyalılar, Yugoslavlar, Malaylar ve Arnavutlar önemli bir nispete sahiptirler. İslamiyet’i kabul etmiş Avustralyalıların sayısı (150 civarında aile ) oldukça düşüktür. Avustralya’ya Müslümanların gelmeleri üç ayrı dönemde ele alınmakta olup ilki I. Dünya Savaşı’ndan önceki dönemi, ikincisi iki dünya savaşı arasını, üçüncüsü de II. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemi kapsamaktadır.Avustralya kıyılarına ilk gelen Müslümanlar X. yüzyılda Arap tüccarları ve XVI. yüzyılda Endonezya adalarından geçen balıkçı ve seyyahlar olmakla birlikte ülkeye yerleşen ilk Müslümanlar 1860’lı yıllarda buraya gelen Afganistanlı deve sürücüleridir. Dışarıdan gelerek kıyı bölgelerine yerleşen Avrupalı sömürge yöneticileri, karanın iç bölgelerini keşfetmek, buralara seyahatler düzenlemek ve ülkeyi güneyden kuzeye boydan boya geçebilmek amacıyla develerden faydalanmayı düşünmüş ve bu sebeple ilk defa 1860 yılında Keşmirli Dost Muhammed ve iki arkadaşı ile yirmi dört deveyi ülkeye getirmişlerdir. Royal Society of Victoria şirketinin denetiminde Burke ve Wills şehirleri arasında seferlere başlayan Dost Muhammed Melindee’ye yerleşmiş, ancak birkaç yıl sonra ölmüştür. Ardından 1866 yılında yüz yirmi deve ile birlikte on iki Afganistanlı Müslüman deve sürücüsü daha getirilmiş ve bunları her yıl yeni gelenler takip etmiştir. Böylece özellikle Avustralya’nın batı, güney iç bölgelerinde önceleri deve kervanlarında, daha sonra ise demiryolu inşaatı, telgraf hattı tesisi, madencilik, su kuyusu açma, keşif seyahatlerinde taşıyıcılık yapma, adanın ücra köşelerine erzak götürme gibi işlerde çalışan bir Müslüman cemaati doğmuş oldu. Öte yandan aynı dönemde Endonezya’dan balıkçılık ve inci avcılığı amacıyla gelen Müslüman Malaylar da ülkenin kuzeybatısı ile kuzey bölgelerinde Broome, Darwin ve Thursday adasına yerleşerek Müslüman cemaatlerini oluşturdular. Böylece Afganlılar ile Malaylar Avustralya’daki ilk İslâmî grupları teşkil ettiler. Deve sürücüsü olarak ülkeye gelen ve çeşitli işlerle uğraşan Afganlılar, bilhassa ülkenin iç bölgelerinde hayat şartlarının iyileştirilmesinde önemli rol oynamışlardır. Güneydeki Elizabeth limanı yakınlarından içerideki maden alanlarına kadar uzanan kervan yolları ile doğuyu batıya bağlayan ve Alice şehrini Perth’e birleştiren telgraf hattının inşasında çalışan Müslümanlardan ülkelerine geri dönmeyenler, kimi yerli kadınlarla evlenerek kimi de beyazlarla evlenerek çeşitli şehir ve kasabalara yerleşmişlerdir. Yol kenarlarında su ve kuyuların çevresine yerleşen Afganlı deve sürücüleri “Gan Kasabası” (Ghan Town) veya “Gan Kampı” adı verilen yerleşim birimlerini kurarak buralarda tesis ettikleri ve sosyal hayatta önemli rol oynayan mescidler yoluyla İslâm’ın sesini etrafa duyurmuşlardır. Afganlılar’ ı ve Malaylar’ ı takip eden Hindistan, Çin ve diğer ülkelerden gelenlerle birlikte Müslümanların sayısı XX. Yüzyılın başında 6011’e ulaşmıştır. Aslında Avustralya yönetimiyle kilisenin Müslümanların ülkeye gelmelerine karşı olmasına rağmen göçmen sayısı iş gücüne ihtiyaç bulunması sebebiyle artmıştır. 1902’de Avustralya’daki sömürge idaresinin Asyalılar’ la koyu renkli insanların ülkeye gelişini yasaklayan bir kanunu yürürlüğe koyması üzerine Asya’dan bu ülkeye Müslüman göçü çok azalmış ve geriye dönüşler başlamıştır. Ayrıca demiryolu ve karayollarının yapılması ulaşımda develere olan ihtiyacı ortadan kaldırdığından bu işle meşgul olan Müslümanlar zor durumda kalmışlar, bazıları ülkelerine dönerken bazıları da iş değiştirerek başka alanlarda çalışmaya başlamışlardır. 1911’de bu ülkede bulunan Müslümanların sayısı 2020’ye kadar düşmüş ve varlıklarını devam ettirmede büyük zorluklarla karşılaşmışlardır. Sistemli ve yoğun misyonerlik faaliyetleriyle Hıristiyanlarla evlenmeler Müslümanlığın gerilemesine, Müslümanların din değiştirmelerine ve dinlerini değiştirmeyenlerin de sadece ismen İslâmiyet’e bağlı kalmalarına sebep olmuştur.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">XX. yüzyılın başına kadar dışarıdan gelen göçmenler Avustralya’nın çeşitli sahillerinde teşkilâtlanarak İslâm merkezi ve camiler tesis etmişlerdir. Ülkede ilk İslâm merkezi (1889) ve camisi (1896) Adelaide’ de açılmış olup bunları Marree, Perth, Broken Hill, Brisbane gibi şehirlerde açılan camiler takip etmiştir. Ayrıca Broome, Darwin, Port Heldand, Farina, Oodratta, Bridsville, Alice Springs ve Coolgardie şehirlerinde de küçük mescidler kurulmuştur. Bu dönemde inşa edilen camilerden iki tanesi (Perth’de ve Adelaide’de) bugün hâlâ ayakta olup ibadete açıktır.diğerleri ise zamanla yıkılmış veya başka maksatla kullanılmaya başlamıştır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">XX. yüzyılın başından 1953’e kadar Asyalılar’ a ve koyu renkli insanlara yasak olması sebebiyle Avustralya’ya pek fazla Müslüman göçmen gelmemiş olmakla birlikte Balkanlar’dan, Ege adalarından, Arnavutluk ve Batı Trakya’dan bazı Türkler buraya göç etmişlerdir. İtalya Oniki Ada’yı, Yunanistan’ın da Ege adalarını işgal etmeleri ve özellikle I. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’nin dağılması üzerine Rodos, İstanköy, Midilli ve diğer adalardan gelen Türkler’le çeşitli eski Osmanlı yurttaşları Avustralya’ya yerleşmişlerdir. Komünist idarenin kurulması üzerine de Bulgaristan’dan bazı Türkler buraya göç etmişlerdir. İki dünya savaşı arasında Avrupa’dan göç eden Müslüman göçmenlerin ülkeye kolay girmeleri İngiliz, İtalyan, Yunan ve Bulgar pasaportu taşımaları sebebiyledir. Buraya ilk gelen göçmenler önce savaş kamplarına yerleştirilmiş, daha sonra da toprak tahsis edilerek kendilerine çiftçilik yapma imkânı verilmiştir. Fakat bunların bir kısmı Müslümanlıklarını koruyamamış ve Avustralya toplumu içerisinde erimişler, bir kısmı da II. Dünya Savaşı’ndan sonra kendi ülkelerine geri dönmüşlerdir. II. Dünya Savaşı’ndan sonra idarenin karşı tedbirlerine rağmen Arnavutluk, Yugoslavya, Lübnan, Suriye, Mısır, Kıbrıs ve Türkiye’den Avustralya’ya yönelen Müslüman göçü, bilhassa 1960’tan sonra yoğunlaşarak devam etmiştir. Yugoslavya’nın Bosna şehrinden gelenler Adelaide, Melbourne ve Sydney’deki İslâmî teşkîlatlarda aktif rol oynarken özellikle 1948-1952 arasında Kıbrıs’tan gelen Türkler Sydney ve Melbourne’de geniş bir cemaat oluşturmuşlardır.1968’den itibaren ülkenin iktisadî alanda ihtiyaç duyduğu iş gücünü karşılamak için imzalanan göç anlaşmaları uyarınca Türkiye, Lübnan, Mısır ve Suriye’den gelen göçmenler fabrikalarda çalıştırılmışlardır. Bunlardan yanından Hindistan, Pakistan, Çin, Burma, Sovyetler, Birliği ve Güney Afrika’dan da gelenler olmuş ve böylece Avustralya’da çok milletli bir İslâm cemaati meydana gelmiştir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Bugün Avustralya’daki İslâm cemaatini oluşturanlar, sadece buraya çalışmak ve yerleşmek amacıyla gelen Müslüman göçmenler değildir. Cemaatin içinde özellikle Uzakdoğu ve Güney Asya ülkelerinden gelen çok sayıda öğrenci ile Müslüman devletlerin buradaki diplomatik misyonlarında görevli memurlar da bulunmaktadır. Çeşitli üniversitelerde öğrenim gören Müslüman öğrenciler, Avustralya Müslüman Öğrenci Dernekleri Federasyonu’nun (Australian Federation of Muslim Students Associations: AFMSA) çatısı altında toplanarak İslâm’ın tanıtılmasında çok önemli rol oynamaktadırlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Anadolu, Kıbrıs, Batı Trakya, Oniki Ada ve diğer yerlerden buraya gelen Türkler, ülkenin çeşitli şehirlerine dağılmış olmakla beraber Melbourne, Sydney- Auburn, Wollongong, taraflarında daha yoğundurlar. Ülkedeki toplam Türk nüfusu resmî belgelerde 17.727 (1981) olarak gösteriliyorsa da gerçek sayının 100.000’in üzerinde bulunduğu ve bunun %40’ını Kıbrıs kökenli Türkler’ in oluşturduğu tahmin edilmektedir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Çeşitli milletlere mensup olan Avustralya’daki Müslümanlar değişik iktisadî faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Arnavut asıllı olanlar çoğunlukla çiftçilik, Lübnanlılar küçük esnaf, fırın ve bakkaliye işleri, Türkler genellikle fabrika işçiliği yaparlarken Mısırlılar ile Hintliler eğitim ve sağlık kurumlarında çalışmaktadırlar. Anadolu’dan gelen Türkler’ in bazısı oto tamirciliği, lokanta işletmeciliği ve ticaretle meşgul olup aralarında küçük atölyelere sahip olanlar da bulunmaktadır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da yaşayan Müslümanlar, milliyet temeline göre teşkilâtlanan mahallî derneklere ve bütün dernekleri tek bir şemsiye altında toplamış olan millî bir federasyona sahiptirler. İlk Müslüman dernekleri Mareeba’da (1953) ve Shepparton’da (1958) kurulmuştur; bugün ülkenin her tarafına dağılmış olan bu derneklerin sayısı altmışı geçmiş durumdadır. Dernekler kuruldukları şehrin veya bölgenin adıyla anılmakta ve bütün cami ve mescitler derneklerin bünyesinde bulunmaktadır. 1986’daki resmî rakamlara göre ülkede ibadet edilen elli dokuz yer vardır ve bunlardan üçü TC Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olmak üzere on altısı Türkler tarafından açılmıştır. Aslında ibadet yerlerinin çoğu ev, fabrika, imalathâne veya kiliseden mescide dönüştürülmüş olup cami planında inşa edilenlerin ülke çapındaki sayısı yedi sekiz civarındadır. 1986 yılında, Türkler’ in yoğun bulunduğu Sydney-Auburn’ da, İstanbul’daki Sultan Ahmed Camii planında ve 5000 kişi alabilecek büyüklükte bir caminin yaptırılması için Auburn Kuran-i Kerim Course And Islamic Cultural Centre öncülüğünde başlatılan çalışmalar son merhalesine varmış olup caminin inşası tamamlanmak üzeredir (1999 yılında tamamlanmış ve ibadete açılmıştır). Avustralya’da Türkler’ in kurdukları dînî ve sosyal amaçlı derneklerin sayısı, çoğu, Victoria ve Yeni Güney Galler’de olmak üzere yirmi dört tanedir. Bu derneklerin çoğu da 16 Nisan 1986 tarihinde “Avustralya Türk İslâm Cemiyetleri Birliği” adı altında kurulan, bir yıl sonra ise adı “Avustralya Türk İslâm Federasyonu” şeklinde değiştirilen kuruluşun çatısı altında toplanmıştır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Ülke geneline yayılmış dernek ve İslâm merkezlerini bir çatı altında toplamak amacıyla 1964’te Avustralya İslâm Dernekleri Federasyonu (Australian Federation of Islamic Societies: AFIS) kuruldu; 1976’da ise adı Avustralya İslâm Konseyleri Federasyonu (Australian Federation of Islamic Councils: AFIC) şeklinde değiştirildi. Eyaletlerde dernek ve merkezlerin birleşmesiyle Avustralya İslâm Konseyleri Federasyonu doğmuştur. Avustralya hükümetinin bütün Müslümanların bir üst kuruluşu olarak kabul ettiği AFIC, ülkede İslâmî hizmetleri organize etmekte, çeşitli Müslüman ülkelerden din görevlisi getirtmekte, bunlarla anlaşmalar yapmakta ve en önemlisi Avustralya’dan İslâm ülkelerine ihraç edilen etlerin İslâmî esaslara uygun biçimde kesilmelerini sağlayarak üzerlerine “helâl”damgası vurmakta ve radyo-televizyonda çeşitli programların yapımında etken olmaktadır. Faaliyetlerini petrol zengini İslâm ülkelerinden aldığı yardımlarla yürütmekte olan AFIC’ in merkezi Melbourne’dedir ve içerisinde Türkçe, İngilizce, Arapça ve Sırpça yazıların yer aldığı <em>Minaret </em>adlı aylık bir dergi yayımlamaktadır. Millî nitelikte ikinci teşkilât, ülkedeki üniversite ve kolejlerde okuyan Müslüman öğrencileri aynı çatı altında toplayan Avustralya Müslüman Öğrenciler Federasyonu’dur. Öğrencilerin her türlü meseleleriyle ilgilenen bu teşkilât kamplar düzenlemekte, tatil ve Pazar günleri İslâm dini ve kültürüyle ilgili kurslar tertip etmektedir. Merkezi Sydney’de olan Avustralya Müslüman Öğrenciler Federasyonu <em>Light </em>adında bir mecmua çıkarmaktadır. Ayrıca Türk dernekleri tarafından çıkarılan çeşitli Türkçe gazete ve dergiler de bulunmaktadır. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"><span> </span>Dinî eğitim ve öğretim verecek özel okulların açılması için AFIC’ in teşebbüsleri ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle Melbourne&#8217; de Melik Hâlid İslâm Okulu (King Khalid Islamic School) açılmış (1983) ve Sydney’de de Melik Fahd İslâm Okulu’nun (King Fahd Islamic School) tesisi için faaliyetlere başlanmıştır (1999 yılında faaliyette olan bu okulu ziyaret etmiştim). Müslümanlığı kabul etmiş olan Avustralyalılar da kendi aralarında bir dernek oluşturarak İslâmî bir okul açma konusunda çalışmalarını sürdürmektedirler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da doğrudan İslâmiyet, şarkiyat ve Türkiyat sahalarında öğrenim veren veya araştırma yapan kuruluş yoktur. Sydney Üniversitesi’nde Sâmî Diller Bölümü’nde “İslâmî Çalışma” adıyla ders okutulmakta, ayrıca Melbourne Üniversitesi Ortadoğu İncelemeleri Bölümü’nde de İslâmiyet’le ilgili bilgiler verilmektedir. Bunların yanında New England Üniversitesi ile Sydney Üniversitesi’nde Arap dili bölümleri bulunmaktadır. <o:p></o:p></span></p>
<p><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"><br style="page-break-before: auto" clear="all" /> </span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"><!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]--><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">İkinci bölüm :Avustralya’da Türkler<o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Bu bölüme şöyle başlamak istiyorum: Avustralya’ya gelişimin ikinci ayı geride kalmak üzere idi. İkamet ettiğim Victoria Eyaletinin başkenti Melbourne’de<span>  </span>bulunuyordum. -yukarıda da belirtildiği gibi burası Sydney’den sonra ülkenin ikinci büyük kentidir- Burada Türkçe olarak yayımlanmakta olan <strong><em>“Selam” </em></strong>isimli bir gazetenin benimle yaptığı bir söyleşide Avustralya’yı nasıl buldunuz? sorusu üzerine: &#8230;“Gördüğüm kadarıyla burası özgür bir ülke. Hava alanında uçaktan indiğinizde gözünüze çarpan ilk yazı: Welcome to free country / Özgür ülkeye hoş geldiniz, oluyor ve bu yazı tabelada kalmamış, uygulamaya da konmuş. Havası, suyu, doğası harika. Yeme içmede bolluk, mekanda genişlik var. Evleri ferah, çoğu tek katlı, bahçeli ve toprakla temas halinde. Avustralya’yı görmeyen birine burayı tam anlatabilme imkânı olmaz diye düşünüyorum&#8230; İnanca saygıyı, düşünceye ve fikre hürmeti de burada görüyorum. Tüm bu güzelliklerin fazlasıyla ülkemizde de olmasını çok özlüyorum&#8230;” demiştim (<em>Selam Gazetesi</em>, yıl:3, sayı:11, sayfa:3, Melbourne, Ocak 2000). Özgür bir ülkeden maksat temel insan haklarının, demokrasinin, hukuk kurallarının kamil manada uygulandığı bir ülkedir. Özellikle bu ülke etnik ve inanç yapısı bakımından oldukça farklılık ve çeşitlilik arz eden bir durumda ise ki, Avustralya bunun en canlı örneğidir, orada özgürlüğün önemi ve gerekliliği apaçık ortadadır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">1. Sosyal Durum. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da genel çerçevede İngilizce, dar anlamda Türkçe<span>  </span>konuşulan ve çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu bir ortamda bulundum. Buradan hareketle öncelikle çevremdeki insanların durumlarından bahsetmek istiyorum. İlk kafilesi 1968 yılında ülkemizin kırsal kesimlerinden buraya göç etmiş işçi aileleri bunlar. Kendileri ülkelerinde okuma, eğitim görme imkanı bulamamışlar. Buraya aileleri ile birlikte gelmeleri şartından dolayı hanım ve çocuklarını da getirmişler. İlk gelenler için yaşam özellikle ilk yıllarında oldukça zorluklar içinde geçmiş. Onların dil konusunda ve diğer hususlarda ilk yardımcıları Kıbrıs’tan Yunanistan’dan ve Bulgaristan’dan buraya gelmiş bulunan ve Türkçe bilen eski Osmanlı vatandaşları göçmenler olmuş. Buraya ilk gelenlerin söyledikleri ortak bir konu var o da; bu ülkede kısa bir müddet kalıp, birkaç yıl çalışıp bir çift öküz, birkaç evlek tarla parası kazanıp geri dönmekmiş niyetleri. Bu sebeple bazıları küçük çocuklarının bir ikisini köyde dedelerinin yanında bırakmışlar. Hatta bu geride bıraktıkları çocukları da onların ülkelerine erken dönmeleri için bir yaptırım olsun diye düşünülmüş, ama nafile! Daha sonra geriye dönüşün olmayacağı anlaşılınca bu bölünmüş ailelerin birleşmesi meselesi bir hayli uğraştırmış onları. Zira Avustralya makamlarına göre ülkelerine gelen göçmen Türk aileler eş ve çocuklarının tamamını getirmişti buraya. Nasıl olur da sonradan bu ailelerin Türkiye’de başka çocukları çıkar ortaya! Söz buraya gelmişken Avustralya’daki gurbetçilerimizin, Avrupa’dakilerden farklı olarak her sene memleketlerine izine gidemediklerinin altını çizmek gerekiyor. Onlar ancak-ortama- 7,8 yılda bir izine gidiyorlar. Bunun resmi bir gerekçesi yok, onlara göre kat ettikleri yol mesafesinin uzun, izin masraflarının yüksek oluşu, ilk yıllarda Avustralya’ya ve işlerine alışmak vs. gibi gerekçeler ileri sürülebilmektedir. Hatta kendi aralarında en uzun süre -25,28 yıl gibi- hiç Türkiye’ye dönmeme rekorunu kırma esprileri bile yapıyorlar ve bu durumda olan birkaç şahısla da tanışma imkanı buldum. Hal böyle olunca Türkiye’den herhangi bir şahıs buraya geldiği zaman ona çok ilgi gösteriyorlar ve sıcak davranıyorlar. Memleket hasretleri oldukça yoğun yaşanıyor. Zaman zaman yakınlarıyla telefon görüşmeleri oluyor ancak bu iletişim imkanını pek sık kullanmıyorlar; onlara göre gözden uzak olan gönülden de uzak oluyor ve iki ülke arasındaki uzun mesafe onlarda belirli bir ihmal meydana getirmektedir. Türkiye’yi sadece TRT INT kanalından izleme imkanları var (2000 yılı itibarıyla). Ancak bu günlerde sanırım birkaç özel televizyon kanalı yayına girmiş olmalı, çünkü bizim Avustralya’da bulunduğumuz günlerde birtakım ticari organizasyonlar aboneler kaydedip aktarım istasyonları kurarak Türkiye’den yayın sağlama konusunda girişimlerde bulunuyorlardı. Avustralya’da yaşayan Müslüman Türk kardeşlerimizin Türkiye’ye gelmeleri konusunda hac ibadetinin ayrı bir yeri var. Zira onların<span>  </span>bazısı bu ibadet mevsiminde Suudi Arabistan’a hac maksadıyla geliyorlar oradan da hazır yakına gelmişken sıla ziyareti yapmak için Türkiye’ye geçiyorlar. Bu durum onlara zamandan, mekandan ve maddi açıdan tasarruf sağlıyor. Avustralya Türkiye arasının 20 bin küsur km ve uçakla 24 saatlik bir yolculuk olduğunu düşünürsek bu tasarrufun mahiyeti daha iyi anlaşılır.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’ya gelirken sadece Türk vatandaşı olup daha sonra gerekli şartları muayyen zaman içerisinde yerine getirerek<span>  </span>bu ülke vatandaşlığını da elde eden ve<span>  </span>çifte vatandaşlık hakkını kazanan 100 binden fazla Türk vatandaşımızın buraya geliş şekillerinden kısaca bahsetmekte yarar vardır. <strong>Birinci yol</strong> göçmen işçi statüsünde gelenler; Türk ailelerin büyük bir çoğunluğu böyle gelmiş. <strong>İkinci yol</strong> evlenme durumu ile gelenler; Türk-Avustralya vatandaşı bir erkek veya kadının Türkiye’deki birisiyle evlenmesi ve resmi nikah akdi yapmasından sonra eşini buraya istiyor ve alıyor. Bu yolla Avustralya’ya gelen Türk erkeklerinin kendi toplumlarındaki<span>  </span>takılma adı “milli damat”tır. Türk ailelerin bulunduğu hemen her Avustralya yöresinde bu sınıftan birkaç kişiye rastlamak mümkündür. Milli damatların önemli bir kısmı da Türkiye’de tahsil yapmış hatta üniversite mezunu gençlerden oluşmaktadır. Bu husus benim oldukça dikkatimi çekmişti. Zira bu gençler kendi ülkelerinde uygun iş ve istihdam alanı bulamayacaklarını düşündükleri için evlilik yoluyla Avustralya’ya gelmişler ve inşaat işçisi, taksi şoförü ve lokanta çalışanı durumunda kalmışlardı. Söz evlilikten açılmışken Avustralya’da yapılan Türk düğünlerini görmek için oraya gitmeye hiç gerek yok. Türkiye’deki düğünler nasılsa burada da aynı. Yani genç yaşta evlenmelerden tutun da çeyiz sermelere kadar her türlü geleneği kilometrelerce uzakta yine yaşatacak kadar özlem duyuyorlar ülkelerine besbelli. <strong>Üçüncü yolla</strong> buraya gelenlerin sayısı oldukça azdır ve bunlar resmi görevli, iş adamı, üstün vasıflı eleman statüsünde olanlar olarak sayılabilir. Yine buraya eğitim amaçlı gelmiş ve geçici olarak burada ikamet eden az sayıdaki Türk öğrencilerden de bahsedilebilir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">2. Sosyal Dayanışma.</span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> Avustralya’daki vatandaşlarımız vefat ettiklerinde pek azı müstesna çoğunluğu oraya defnediliyor. Gerekli dini vecibeler yerine getiriliyor ve Müslümanların yaşadıkları şehirlerde onlara tahsis edilen Müslüman mezarlığına defnediliyorlar. Bilumum cenaze işlemlerini ifa etmek üzere vakıf ve dayanışma sandıkları kurulmuş. Cenaze namazlarına katılım yüksek oranda oluyor, taziyeler yapılıyor. Bu hususta şahısların sosyal statüleri, dernek ve cemiyet bağlantıları önem kazanmaktadır. Bunun bir devamı olarak kişiler üyesi bulundukları teşkilat ve derneklere karşı yükümlülüklerini genelde yerine getiriyorlar, bunun için yeterli ekonomik güce de çokları sahip.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’daki Türklerin Türkiye’ye karşı duyarlılıklarına şahit olan bir insan olarak bir örnekle tarihe tanıklık etmek istiyorum: Ülkemiz 1999 yılı Ağustos ayında Marmara, Kasım ayında da Düzce-Bolu depremlerini yaşamıştı. Birinci deprem olmuş hemen ardından Tüm Avustralya Türk toplum kuruluşları (sivil-resmi) birlik-beraberlik içerisinde seferber olmuşlar, Avustralya çapında ayni ve nakdi yardım kampanyaları başlatmışlar. Neticelerini almış durumda iken ben Avustralya’ya 4 Kasım 1999 Perşembe günü vardım (Hemen belirtmeliyim ki, benim Avustralya seyahatimin bu depremlerle bir alakası yoktur. Ben sadece gördüklerimi aktarmak açısından depremin tarihi ile Avustralya’ya varış tarihimi aynı paragrafta zikrettim). Toplanan yardımların Türkiye’ye gönderilmesi işlemlerini gerçekleştirenlerle bizzat görüştüm ve konunun burada bahsetmeyeceğim teferruatını bana nakletmişlerdi. İkinci depremde ise ben oradaydım ve aynı şekilde o uzak ülkeden Türkiye’ye uzatılan yardım eline şahit oldum. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’daki Müslümanlar dünyadaki din kardeşlerinin meselelerine karşı da oldukça duyarlılar. Kurucu üyelerinin çoğunluğunu üniversite öğrencisi genç Türk kızlarının oluşturduğu “Kafkas Çeçen Dayanışma Gurubu” nun 2000 yılı başlarında Melbourne’de düzenlediği Çeçen Mitingi özellikle Türklerin ve diğer Müslüman halkların büyük katılımıyla gerçekleşti. O gün heyecanlı bir şekilde güzel bir dayanışma ve kardeşlik örneği ortaya kondu ve temel insan haklarına saygıya, özgürlüğe vurgu yapıldı. Sergilediği zalimane ve saldırgan tutumundan dolayı Rus yönetimi kınandı, Avustralya hükümetinin bunun karşısında tavır alması istendi. Müslümanların azınlıkta bulunduğu yabancı bir ülkede bu heyecanı<span>  </span>üç çocuğumla birlikte ailecek İngilizce slogan atarak<em> (“Stop the waring Chechenya!”, “Stop the killing Chechen babies!”)</em> Çeçenistan’daki savaşı durdurun!, Çeçen çocukları öldürmeyin!&#8230;diye haykırarak<em> </em>ben de yaşadım.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">3. Çalışma hayatı. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’ya Türklerin geliş amacı çalışmak,iş hayatına katkıda bulunmak, özellikle de beden gücüne dayalı emek sektöründe yer almak olunca; sağlığı yerinde, emekli yaşına gelmemiş durumda olanlar devletin kendilerine temin ettiği uygun iş ortamlarında çalışmak zorundadırlar. Eğer kendilerine çalışabilecekleri bir iş bulunamazsa o zaman o kimseler devletten işsizlik parası alırlar ki, bu para onların ailelerini geçindirebilecekleri bir meblağdır. Hemen belirtelim Avustralya para birimi dolardır (Avustralya Doları) ve AUS şeklinde kısaltılır, değeri 2002 Ocak itibariyle ortalama<span>   </span>2 AUS = 1$’dır (1 AUS yaklaşık 650.000 TL). İşsizlik parası aylık 1300 AUS civarındadır. Ayrıca aileler sahip oldukları çocukları için devletten çocuk parası da alırlar. Bu işsizlik maaşı alan ailelerin devlete olan ödemelerinde örneğin; emlak, otomobil vergilerinde, elektrik, su, telefon paralarında, ulaşım giderlerinde önemli oranda indirimler uygulanmaktadır. Avustralya’daki Türklerden bir kısmı da -yukarıda da belirtildiği gibi- iş hayatı içerisinde kendi işini kurmuş ve işveren olarak yer almaktadırlar. Türk –Avustralya vatandaşlarının iştigal ettikleri özel iş kolları arasıda ağırlıkla lokanta, ticari taksi, kasap, market işletmeciliği yer almaktadır. Bunun yanında avukat, doktor, muhasebeci, kuaför, terzi, emlakçı, inşaat malzemecisi, müteahhitlik, , araba tamirciliği, ve diğer alanlarda da serbest meslek sahibi müteşebbis Türkleri görmek mümkündür. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">4.Eğitim. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Birinci neslin ilk Avustralya yılları oldukça sıkıntılı geçmiş ve bu insanlar o zamanlarda çok yoğun çalışma temposuyla baş başa kalmışlardır. Buraya çocuk yaşta gelmiş veya burada doğmuş bulunan ikinci neslin büyük bir kısmı Avustralya standartlarında eğitim almış, bu ülkenin şartlarına alışmış, Türk kültürü, örf ve adetleriyle bağları da oldukça zayıflamış durumdadır. İkinci neslin yaşadığı bu problemler göz önünde bulundurularak 1990’lı yıllarda Türk toplumunun, çocuklarını bulundukları ülkenin şartlarına ve Türk kültür, örf-adetlerine uygun bir şekilde okutma istekleri ortaya çıkmış ve burada özel ilköğretim okullarının açılması ihtiyacı gündeme gelmiştir. Bu amaçla Sydney’de ve Melbourne’de ve bu iki şehre yakın yerleşim yerlerinde ihtiyaca cevap vermese de duyarlı ailelerin, çocuklarına bu eğitimi aldırabilecekleri birkaç tane okul açılmıştır. Bu okulları yakından görme, programlarını izleme ve hatta bu kurumlara bazı katkılarda bulunma imkanı elde ettim. Buradaki özel ve devlet okullarında okul aile birliklerinin </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU">(school</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> board) çok geniş yetkileri var. Devlet ilköğretim okullarının uymak zorunda olduğu yönetim ve müfredat konularının genel çerçevesini çizmiş ve detayları belirleme yetkisini</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU"> school</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> board’ a bırakmıştır. Bu yetkinin çerçevesi de oldukça geniştir. Bir misal vermek gerekirse; okulda okunacak zorunlu derslerin dışında çocuklarının başka hangi dersi almaları gerektiğini velilerin seçimi ile göreve gelen kurul </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU">(school</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> board) belirliyor. Avustralya’daki diğer Müslüman toplumların açtığı ve çocuklarının eğitim görebilecekleri özel ilköğretim okulları da mevcuttur. Bu hususta yukarıda bilgi verilmişti. Yüksek öğretim alanında Müslüman toplumların özel bir kurumu yoktur. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da 5 yaş grubu çocuklar için uygulanan hazırlık sınıfından sonra ilköğretim 12 yıldır. Üniversite eğitimine lise sınıflarından itibaren yönlendirme yapılmakta, öğrenciler seçtikleri alanlara ve bu alanlardaki başarılarına göre üniversiteye girme imkanı bulabilmektedirler. Avustralya Devleti yüksek okulda okumakta olan vatandaşlarına eğitim yardımı yapmaktadır. Bu yardımın boyutunu ifade etmek açısından uzun yıllarını üniversite öğrenciliği ile geçirerek birkaç okul bitiren ve geçim sıkıntısı çekmeyen bazı yaşlı Türk-Avustralya vatandaşlarına da rastladığımızı söyleyebiliriz. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">5. Dini Hayat. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da her türlü inanç sahibine rastlamak mümkündür. Müslüman Türkler bulundukları yerlerde rahatça ibadetlerini yapma imkanına sahiptirler. Çalıştıkları fabrikalarda mescitlerin bulunduğunu yoğun olarak yaşadıkları mahallelerde cami ve Kur’an kurslarının varlığını müşahede ettik. Camilerde ezanlar cami içinde okunmakta, minareden yahut hoparlörden cami dışındaki insanların duyabilecekleri şekilde ezan okunamamaktadır. Şahsen ben özgür bir ülkede buna bir anlam veremedim.<span>  </span>Camilerin tesisinde birinci derecede Türkler gayret göstermişler, maddi külfetlere katlanmışlar. Avustralya Devleti de bu konuda Müslüman vatandaşlarına yardımcı olmuştur. Tabii burada TC Devleti’nin (Diyanet İşleri Başkanlığı’nın) Avustralya’ya din ataşesi ve görevlilerini göndermesini takdirle yâd etmek gerekir. Dini hayat konusunu ele alırken insanların inançlarının gereği olarak giyim kuşamlarının şeklini<span>  </span>belirleme yetkilerinin olması insan haklarının ve demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Bu açıdan Avustralya’da tam bir demokrasi tatbikatı vardır. Gerek ilkokuldan üniversiteye kadar bütün eğitim kurumlarında eğitim gören öğrencilerin, kamu kurumlarında maaşlı olarak görev yapan kadın erkek her seviyedeki memurun ve gerekse hayatın herhangi bir safhasında kimsenin giyim-kuşam konusunda karşılaştığı hiçbir kısıtlayıcı uygulama bulunmamaktadır. Esasında bu konuları hayatın kendisi belirler, herhangi bir otorite belirlemez. Bunun aksi özel hayata ve özgürlüklere müdahale olur ki, bu durum çağdaş ve özgür demokrasilerle bağdaşmaz. Mahkemelerde taraflara yemin teklif edilirken herhangi bir dine mensup olup olmadığını soruyorlar ve bir dine mensup ise o dinin kutsal kitabı üzerine yemin etmesini istiyorlar. Böyle bir durumu ben bizzat yaşadım; bilir kişi sıfatıyla çağrıldığım bir duruşmada mahkeme görevlisinin bir bez parçasına sarılı olarak bana uzattığı Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim’i elime alarak sözlerimin yalnızca doğruların ifadesi olacağını belirtmiştim (Ocak 2000, Melbourne).<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’da Ramazan ayı diğer aylardan çok farklı, oldukça maneviyat yüklü ve canlı geçiyor. Bu canlılıkta en büyük pay Türkçe yayın yapan iki, üç adet radyo istasyonu ve bu radyolardaki sahur programlarınındır. 1999’da başlayıp 2000 yılının Ocak ayında tamamladığımız Ramazan ayını Avustralya’da geçirdim ve sözü edilen programlara pek çok defa konuk oldum. Yine bu ayda camilerde hatimler okunuyor, sohbetler yapılıyor, teravih namazlarına ilgi ve katılım iyi, aileler arası ziyaretler, iftar davetleri yaygın bir şekilde uygulanıyor. Bizim alışık olduğumuz Ramazan ve Kurban Bayramı ziyaretlerini Avustralya’daki Türkler<span>  </span>arasında yaşamak mümkün. Maharetli Türk hanımlarının göz zevkine uygun ve bayrama özel el emeği yaptıkları yemekleri ve tatlıları yerken insan kendini Türkiye’de zannediyor. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Türk toplumu Kurban Bayramında kurban kesme görevlerini ülke genelinde faaliyet gösteren birtakım ulusal dernek ve teşkilatların veya uluslar arası Müslüman yardım kuruluşlarının gerçekleştirdiği kurban kesme kampanyasına katılarak veya mahallelerindeki bir Müslüman kasap aracılığı ile, çok az sayıda aile de evinin bahçesinde kaçak da olsa bizzat kurbanını kendileri keserek ifa ediyorlar. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Hac ibadeti de aynı şekilde çeşitli Müslüman cemiyet ve derneklerin organizasyonu ile gerçekleştiriliyor. Türkler arasında hacca rağbet bir hayli yoğun ve genç yaşta tek veya eşleri ile gidiyorlar. Yukarıda belirtildiği gibi hac seyahatinin çoğu kimse için Türkiye ayağı da mevcut, yani bu programda ücretteki az bir fazlalıkla sıla ziyareti de gerçekleştiriliyor; hacdan önce veya haccı takiben yahut her ikisi de mümkün.<span>    </span></span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-NZ"><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-NZ">6. </span></strong><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Bayram Kutlaması</span></strong><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-NZ"> (Eid</span></strong><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> Festival). </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya’nın iki büyük kenti Sydney ve Melbourne’de Müslümanların<span>  </span>iki dini bayram kutlamaları (Eid festival) oldukça renkli ve geniş katılımlı geçiyor. Bunlardan Melbourne’deki Ramazan ve Kurban Bayramı festivali genellikle bayramları takip eden ilk hafta sonu tatil günleri olan Cumartesi ve Pazar olmak üzere iki gün devam eder. Burası</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="EN-AU"> Broadmeadows</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> denilen bir semtte yeşil bir alanda (park) mini bir çadır kent görünümündedir. Bu organizasyonun önderliğini Türklerin buradaki bir teşkilatı yapıyor, diğer Türk cemiyet ve dernekleri ile Türklerin dışındaki Müslümanların cemiyet ve dernekleri de açtıkları çadır standlarla bu organizasyonda yer alıyorlar. Zaten Melbourne, Türklerin Avustralya’da en yoğun bulundukları Victoria eyaletinin baş şehridir. Bu eyalette tahminen 50 bin Türk vatandaşımız yaşıyor ve bu kentte Türklerin<span>  </span>sivil toplum kuruluşları daha eski yani köklü ve sayıca çok olup sosyal, kültürel, dini faaliyetleri de diğer bölgelere göre daha yoğun ve etkindir. Festivalin içeriği; çocuklara yönelik oyuncak çadırları, bir nevi lunapark diyebileceğimiz geniş ve zengin çeşitli bir bölüm. Giyim-kuşam, kitap, kaset ve diğer eşyaların satıldığı çadırlar bölümü. Özellikle memleket usullerinde pişirilen yemek çeşitlerinden oluşan (gözleme, döner, lahmacun, kestane, mısır vs) yiyeceklerin hazırlandığı çadırların bulunduğu yiyecek bölümü. Müzik ve eğlence çadırı da bir hayli hareketlidir. İdari ve lojistik faaliyetler de ayrı çadırlarda yürütülür. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Festivalin en ilgi çekici etkinliği resmi açılış merasimidir. Bu açılışa Avustralya resmi makamları da oldukça ilgi gösterirler; Federal hükümet bir bakanla temsil edilirken yerel yöneticilerden belediye başkanı, meclis üyelerinden birkaçı, emniyet yetkilileri, yöre milletvekilleri ve bazı ticari firmaların üst düzey temsilcileri protokol üyelerinden bazılarıdır. Müslüman toplumunun temsilcileri mutlaka açılışta bulunurlar. Belirtmeden geçemeyeceğim bir husus Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin bu ülkedeki resmi bir temsilcisi herhangi bir yetkilinin konsolos, büyük elçi veya temsilcilerinin son yıllarda bu festivale ilgi göstermemeleri ve açılış merasimine katılıp Türk toplumunun sevincini paylaşmamalarıdır. Bu durum gurbetteki kardeşlerimizi çok üzmektedir. Açılış merasimini ilginç kılan en önemli husus organizatör teşkilatın festival şeref konuğu olarak Türkiye’den davet ettiği, tanınmış ve sevilen bir şahsın katılımı ve burada yaptığı konuşmadır. Festivale Müslüman halkın katılımı Türkler ağırlıklı olmak üzere oldukça yoğundur. İki günde alanı ziyaret edenlerin sayısı 30,40 bin kişi arasındadır. Melbourne dışındaki Avustralya illerinde oturan Türkler de bu festivalde yılda bir veya iki kere birbirleri ile buluşma ve görüşme ihtiyaçlarını giderirler. Melbourne’deki festivalin daha da ilginç etkinliği ve en heyecanlı anı ise organizatör teşkilatın bünyesinde 1990’lı yıllarda oluşturulmuş bulunan mehter takımının geniş kadrosu ve ihtişamlı haliyle alanda yaptığı yürüyüş ve verdiği konserdir. Türk vatandaşlarımız bu gösteriyi izlerken duygulanırlar, memleketlerinden binlerce kilometre uzakta olmanın hasretiyle göz yaşlarına boğulurlar ve tarihe bir yolculuk yaparak şanlı ecdatları Osmanlıyı düşünürler. Başarabilenler Avustralya doğumlu çocuklarına bu anı seyrettirirler. Zira ikinci, üçüncü kuşak çoğunluk itibarıyla maalesef babalarıyla aynı mekanları ve duyguları paylaşmıyorlar. Mehter takımının oluşmasında Türkiye’den, özellikle Konya Büyükşehir Belediyesi’nden önemli ölçüde destek görmüşler. Melbourne’deki<span>  </span>her iki bayram festivalinin finalleri havai fişek gösterisiyle yapılmaktadır. Bu gösteri esnasında gök yüzünde oluşan envai çeşit şekilleri ve renk cümbüşünü seyretmek için festivale katılan büyük küçük herkes, aileler çocukları ile birlikte dakikalar <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">önce yerlerini alıp hazır beklerler. Gösteri çocukların çığlıklarıyla ve büyük alkışlarla biter. Bu heyecan ve coşku görülmeye değerdir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Sydney’deki bayram festivallerinin organizasyonu ise bir Arap Müslüman cemiyetinin önderliğinde yapılıyor. Buradaki önderlik; yapılan sosyal faaliyetin sorumluluğunu taşımak ve resmi makamlar ile muhatap olup faaliyetin sonucunda ortaya çıkacak olan nimet ve külfetten büyük payı almak anlamına geliyor. Sydney’deki festival her iki dini bayramda da bir gün sürüyor (Pazar günü). Faaliyet alanı oldukça geniş, katılım yoğun olmakla birlikte içeriği farklı ve daha çok alış-veriş (ticaret) ağırlıklıdır. Bildiğim kadarıyla İslam öncesi Mekke-i</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> </span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century" lang="XH">Mükerreme’de</span><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"> kurulan panayırları andırıyor. Arap İslam kültürü yoğunluklu&#8230; Burada bir gözlemimi de aktarmak istiyorum. Sydney ve çevresinde 45 bin civarında Türk vatandaşı bulunmasına karşın sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri Melbourne düzeyinde değildir.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">7. Ulaşım. </span></strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Avustralya bir kıta ülkesi olduğundan çok geniş bir coğrafyaya sahiptir. Her ne kadar kıtanın tamamı iskan alanı değilse de şehirler karanın denizle buluştuğu kıyı bandında ve çepeçevre yer alır. Dolayısıyla şehirler arası hava yolu ulaşım imkanının yanı sıra kara ve demir yolu bağlantıları da mevcuttur. Melbourne Sydney arası güney-kuzey istikametinde farklı kara yolu güzergahları olmakla birlikte ortalama 1000 km’ dir. Bu iki büyük şehri birbirine bağlayan kara yolunun (otoban)<span>  </span>tam orta mesafesinde ülkenin başşehri Canberra yer alır. Diğer şehirler arası mesafeler ise çok daha uzundur. 3000 km, 5000 km ve daha fazla olanlar&#8230; Karayolunda trafiğin akışı soldandır. Araçların direksiyonu da haliyle sağdadır (İngiliz sistemi). Avustralya’da daha çok kendi imalatı Ford, Holden marka ile Japon ve diğer komşusu ülkelerin imalatı otomobiller yaygındır. Bu araçlar genelde benzinle ve LPG ile çalışmakta olup çoğunlukla altı silindirli otomatik viteslidir. <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt -0.1pt 0.0001pt 0cm; text-align: justify; text-indent: 42.55pt"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century">Yazımızı bitirirken ülkenin simgesi haline gelen kangurulardan bahsetmemek olmaz. Boylarından daha uzun güçlü kuyrukları ve 2 metreyi aşan boylarıyla tam bir dev hayvan olan kangurulara dair yasalar bile mevcuttur. Mesela onları öldürmek tamamen yasak. Ormanlardan yollara çıkabilirler, ama dikkatli olmalısınız; arabanızla çarptığınızı zaten düşünemezsiniz (o büyük cüsseye çarpan arabanın vay haline!), dikkatli olup zarar vermemeniz de menfaatinizedir! Elbette Avustralya’ya gittiğinizde hemen bir kanguru göremeyeceksiniz. Ama ülkenin en harika yerlerinden biri olan Hayvanat Bahçeleri bu merakınızı gidermekle kalmıyor aynı zamanda size büyük bir doğa macerası yaşatıyor desek hiç de abartmış olmayız. Avustralya’nın zengin hayvan nüfusunda hangisi yok ki?! Kangurular, kualalar, filler, goriller ve maymunlar, yılanlar, zürafalar ve aklınıza daha hangi hayvan ismi geliyorsa&#8230;<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="margin: 12pt 0cm 0.0001pt 60.15pt; text-align: justify"><strong><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"><!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]--><o:p></o:p></span></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify"><span lang="EN-US"><!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"><span style="font-size: 12pt" lang="EN-US">Ankara 06.02.2002 <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: right" align="right"><span style="font-size: 12pt" lang="DE-LU">Dr. Mehmet</span><span style="font-size: 12pt"> Aykaç</span><span style="font-size: 12pt" lang="DE-LU"> <o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoTitle" style="text-align: justify"><span style="font-size: 13pt; font-family: Century"><!--[if !supportEmptyParas]--> <!--[endif]--><o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maykac.imetri.com/2008/03/05/avustralya-izlenimleri/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Selam ve Selamlaşmak</title>
		<link>http://maykac.imetri.com/2008/03/01/selam-ve-selamlasmak/</link>
		<comments>http://maykac.imetri.com/2008/03/01/selam-ve-selamlasmak/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Mar 2008 10:26:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet AYKAÇ</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dârü's-Selâm]]></category>

		<category><![CDATA[Evrensel Din]]></category>

		<category><![CDATA[Hayır Temennisi]]></category>

		<category><![CDATA[Kur'an Ahlakı]]></category>

		<category><![CDATA[Selam]]></category>

		<category><![CDATA[Selam Toplumu]]></category>

		<category><![CDATA[Yunus Emre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://maykac.imetri.com/2008/03/01/selam-ve-selamlasmak/</guid>
		<description><![CDATA[Medenî insan topluluklarının hemen bütününde, insanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman görüşmeye ve konuşmaya başlangıç olarak bir kısım kelimeler ve deyimler kullanır veya bir takım hareketler yapar ve ardından asıl konuya geçerler. Bu bir tür, kısaca insanların birbirini karşılama ve kabul törenidir. İslâm dininde bunun adı, “Selâmlaşmaktır”.
Selâm, İslâm’ın sevgi ve rahmet kapılarının anahtarıdır. Müslüman gönüllerdeki sevgi hazinelerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Medenî insan topluluklarının hemen bütününde, insanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman görüşmeye ve konuşmaya başlangıç olarak bir kısım kelimeler ve deyimler kullanır veya bir takım hareketler yapar ve ardından asıl konuya geçerler. Bu bir tür, kısaca insanların birbirini karşılama ve kabul törenidir. İslâm dininde bunun adı, “Selâmlaşmaktır”.</p>
<p>Selâm, İslâm’ın sevgi ve rahmet kapılarının anahtarıdır. Müslüman gönüllerdeki sevgi hazinelerine bu anahtarla girilir. Allah (c.c.)’ın rahmet ve mağfiret deryalarına bu gemi ile dalınır. Selâm, müslümanların bir diğeri üzerindeki karşılıklı haklarından biridir. Selâm, Cenâb-ı Hakk’ın güzel isimlerinden de biridir. Her türlü belâ ve afetten, her türlü eksiklikten, her fenâ (yok olma) ve zevalden salim ve münezzeh olan Allah Teâlâ’nın (es- Selâm) ismidir. Bunun için müslümanlar Abdü’s-Selâm= Abdüsselam (Selâm’ın kulu) ismini çocuklarına isim olarak da verirler. Selâm, aynı zamanda cennet bahçelerinden birinin adıdır. Bu bahçenin adı Dârü’s-Selâm’dır.<span id="more-5"></span></p>
<p>Selâm, kelime ve söz olarak çok kısa olmasına rağmen anlamı geniş olduğundan, gönüllerdeki kini, şiddeti, kızgınlığı söndürüp bunun yerine ülfet, ünsiyet ve sevgi yerleştiğinden dolayı çok kolay gerçekleşen bir dini törendir. Selâm, aynı zamanda bir zikirdir. Selâmla birlikte Allah’ın ismi anılmaktadır. Bu da Allah’ın rızasını kazanmaya, büyük mükafat ve sevaba vesile olmaktadır.</p>
<p>Selam, bir Müslümanın diğer Müslüman kardeşi için hayır temennisinde bulunmasıdır. Müslümanın önemli ahlâkî, toplumsal ve sosyal görevlerinden birisi de gerek akraba, dost ve tanıdıkları ve gerekse tanımadığı diğer müslüman kardeşleriyle karşılaştığı zaman, Allah (c.c.)’ın selâmı, yardımı, bereketi, ihsanı ve esenliği sizin üzerinize olsun, anlamına gelen “es-Selâmü Aleyküm” diyerek selâm vermek; kendisine selâm verilen kimselerin de “Ve Aleykümü’s-Selâm” diyerek veya daha güzelini “ve rahmetullahi ve berakatühu” ilave ederek selâmlarını almaktır. İmrân bin Husayn -radıyallâhu anhümâ- şöyle anlatıyor:<br />
Resûlullâh’a -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir adam geldi ve:<br />
– es-Selâmü aleyküm, dedi. Efendimiz onun selâmına aynıyla(“Ve aleykümü’s- selam” diyerek) karşılık verdikten sonra adam oturdu. Allâh Resûlü:<br />
“– On sevap kazandı.” buyurdu. Sonra bir başka adam geldi, o da:<br />
– es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh, dedi. Peygamberimiz ona da verdiği selâmın aynıyla (“Ve aleykümü’s- selâm ve rahmetullâh” diyerek) mukâbelede bulundu. O kişi de yerine oturdu. Resûl-i Ekrem:<br />
“– Yirmi sevap kazandı.” buyurdu. Daha sonra bir başka adam geldi ve:<br />
– es-Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh, dedi. Fahr-i Kâinât o kişiye de selâmının aynıyla (“Ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullahi ve berekâtüh” diyerek) karşılık verdi. O kişi de yerine oturdu. Efendimiz onun hakkında da:<br />
“– Otuz sevap kazandı.” buyurdu (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 131-132).</p>
<p>Selamın karşılığını daha güzeliyle vermek, tam anlamıyla alçak gönüllü, hoşgörülü olmanın ve büyüklenmemenin ifadesidir. Cahiliyyenin kötü ahlak modelinde ise, verilen bir selamı almamak, duymazdan gelmek gibi tavırlar karşı tarafa bir üstünlük gösterisi olarak yapılır. Sosyal statü olarak kendinden daha küçük gördüğü kimseleri ezmek, haddini bildirmek gibi çirkin niyetlerle bu tarz davranışlara sık sık başvurulur. İslam&#8217;da ise müminler arasında bu tarz bir üstünlük anlayışı, değerlendirme modeli kesinlikle yoktur. Konumu ne olursa olsun, kendisine verilen bir selamı almak her mümin için Kuran&#8217;da bildirilen bir emirdir. İnsani bağların ve iletişimin anahtarı olan selamlaşma, Allah’ın, insana emrettiği bir davranıştır “Size selâm verildiği vakit, ondan daha güzeliyle veya aynı selâmla karşılık veriniz. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapar” (Nisâ Suresi, 4/86).</p>
<p><strong>SELAM TOPLUMUNU OLUŞTURMAK</strong></p>
<p>Müslümanın görevi; içerisinde Allah’a layık bir kul olarak yaşayabileceği bir dünyayı kurmaktır.  “Allah dilediğini selam yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir” (Yunus Suresi, 10/25) ayet-i kerimesinde bu görevi müslümana hatırlatılmaktadır. Cennetteki huzur ve mutluluğu andıran “Selam yurdunun” sırrı ve paraolası da selamdır.</p>
<p>İslâm, hangi ırk, cins ve renkte olursa olsun herkese ve kıyamete kadar bütün zamanlara hitap eder. Bu sebeple selâm, Allah’a (c.c.), Resûl’üne ve O’nun getirdiklerine inanan bütün mü’minlerin selâmıdır. Uzakdoğu’da, Japonya’da ve Endonezya’daki bir müslüman, batıda Amerika’daki bir müslümanla veya Kırım’daki bir müslüman,  Güney Afrika’daki bir müslümanla karşılaştığı zaman aynı selâmı vermektedir. Evrensel din olmanın doğal gereği de budur. Nitekim sevgili Peygamberimiz, “Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. Onu yaptığınız taktirde  birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız” buyurmaktadır. (Tirmizî, “Kıyâmet”, 42; İbn Mâce, “İkâmet”; 174, “Et’ime”, 1; Müslim, “Îmân”, 93; Ebû Dâvûd, “Edeb”, 131; Tirmizî; “İsti‘zân”, 1; İbn Mâce, “Edeb”, 11).</p>
<p>Dinimize göre selâm vermek sünnet, selâm almak ise selâm verenin muhatap üzerindeki bir hakkıdır.</p>
<p>Yakınlaşmanın ilk işareti, iletişimin ilk adımı, giriş kapısı, selam vermek ve almaktır. Selamlaşma, kişisel iletişimimizde gerekli, önemli ve şart olduğu gibi toplumun genelinde kullanılması halinde, güçlü toplumsal bağlar oluşturan ve insanların birbirlerine yaklaşmalarını sağlayan, iletişimi kolaylaştıran, insanı karşısındaki insana karşı rahatlatan bir etkiye sahiptir.</p>
<p><strong>Meskun mahalle (içinde insanların bulunduğu mekana) girerken izin istenmeli ve selam verilmelidir.</strong> Müminlerin kendi evlerine girerken eşlerine ve çocuklarına, iş yerlerinde arkadaşlarına ve çalışanlara, yolda karşılaştıklarına selâm vermeleri, güzel ahlaklarının göstergesidir ve Rabbimizin rızasını kazanmaya vesile olur. Evde veya girilen diğer kapalı mahalde kimse yoksa, “es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” denmelidir! Çünkü müslümanın evinde melekler bulunur. Onlara selâm verilmiş olur. Câmiye, mescide girince de aynı şekilde, “es-Selâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihîn” denilmelidir! Yüce Allah (c.c.) Kuran’da şöyle buyurmuştur:<br />
“Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere izin istemeden ve (ev) sahiplerine selâm vermeden girmeyiniz. Eğer düşünürseniz bu sizin için daha hayırlıdır” (Nûr Sûresi,  24/27).   “&#8230; Evlere girdiğiniz vakit, Allah(c.c.) tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah(c.c.) size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız” (Nur Suresi, 24/61). “O Rahman (olan Allah(c.c.))ın kulları, yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman &#8220;Selam&#8221; derler (Furkan Suresi, 25/63).</p>
<p>Hadîs-i Şerif’te: “Ailenizin yanına girdiğiniz zaman selâm verin ki, size ve ev halkına bereket olsun” buyurulmaktadır (Tâc Tercümesi, 5/727). Her türlü iyilik ve esenliğin birbirimizin üzerine olmasını dilemek ve bunu karşı tarafa Allah (c.c.)’ın istediği deyimlerle bildirmek olan selâmlaşmayı hiçbir zaman ihmal etmemek gerekir. Nitekim, Resûlullah’ın en yakınlarından Enes b. Mâlik’in anlattığına göre Peygamber Efendimiz, sokakta oynayan çocuklara bile selâm verirdi.</p>
<p>Müslümanlar birbirlerine selâm verdikçe, Cenâb-ı Hakk’ın nûrû, feyzi, rahmeti, bereketi üzerlerinde tecellî eder. Bundan dolayı da aralarında ülfet, muhabbet (sevgi), tesânüd (dayanışma) hayır ve bereket, mutluluk ve esenlik meydana gelir. Allah (c.c.) ‘ın adının anılmadığı yerde ise hayır ve bereket olmaz.</p>
<p>Selam dilimizde de çok önemlidir. Arkadaşlığın, dostluğun ve samimiyetin ifadesidir. Oysa günümüzde selamlaşmak neredeyse yok denecek kadar azdır. Kur’an ahlakının tam olarak yaşanmadığı toplumlarda, bir çok ifadenin dejenere olduğu gibi, Allah(c.c.)’ın en güzel sıfatlarından biri olan Selam’ın anlam ve önemi de gereği gibi anlaşılmamaktadır. Günümüzde büyük ölçüde ihmal edilen selamlaşmaya parmak basan Milli şairimiz Mehmet Akif: <em>&#8220;Bir selâm ver be herif; ağzın aşınmaz ya&#8230; hayır ne selâm vermeyi bilir hayvan, ne de sen versen alır&#8221; </em>der. Bu durum önceleri büyük şehirlerde hızlı ve hareketli yaşantının sonucu olarak düşünülürdü. Fakat şimdi küçük köy ve kasabalardaki, eski samimi selamlaşmalar da aranır hale geldi. Hatta yıllarca aynı binada oturup da, kapı komşuları olanlar bazen birbirlerini hiç tanımazlar, bazen karşılaşsalar da, birbirlerini görmezlikten gelirler. Birinin diğerinden belki maddi anlamda, veya eğitim anlamında kendince üstün olması gibi asılsız gerekçelerle selamlaşılmıyor. Dinimizde komşunun önemini ayrıca din, dil, ırk ayrımı olmaksızın herkese güzellikle davranmayı Allah(c.c.), Kuran ayetleriyle bizlere şöyle haber vermektedir:<br />
“Allah(c.c.)&#8217;a ibadet edin ve O&#8217;na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah(c.c.), her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Nisa Suresi, 4/36).</p>
<p><strong>SELAMLAŞMA ADABI</p>
<p></strong>Selâm verirken yüksek sesle selâmlamak evladır. Kalplere sürür vereceği düşünülerek cehren (duyulur bir sesle) mukabelede bulunmak da iyi görülmüştür. Mesafe uzak değilse işaretle selâmlaşmak uygun olmaz. Muhatabın yüzüne bakmadan kaba bir sesle &#8220;Selâmün aleyküm&#8221; demek, selâm vermek değildir. Bilâkis güler yüzle muhataba dönüp tebessüm göstermek yerinde bir davranış olur. Hıristiyanlar ellerini ağızlarına koyarak, Yahudiler de parmağıyla işaret ederek, Mecusiler (ateşperestler) ise eğilerek (reverans ederek) selâmlaşırlardı.</p>
<p>Selâmı önce vermek Allah (c.c.) katında daha faziletlidir. Resûlullah (s.a.v.): “İnsanların Allah katında en makbul olanı, önce selâm verenlerdir” buyurarak bunun önemine işaret etmişlerdir (Tâc Tercümesi, 5/722).</p>
<p>Herhangi bir vasıtada olanın yaya yürüyene, yürüyenin oturana, yukarıdan aşağı gelenin, aşağıdan yukarıya  gidene, azlık çokluğa, arkadan gelen önden gidene, gençlerin yaşlılara, babanın çocuklarına ve eşine selâm vermesi de Resûlullah (s.a.v.)’ın adetlerindendir.</p>
<p>Bazı ortamlarda kalabalık gibi sebeplerle her rastladığına selâm verme imkânı azalabilmektedir. Bu takdirde çarşı pazar gibi kalabalık yerlerde işi gereği dolaşan bir kimsenin bazı şahıslara selâm vermesiyle sünnet yerine getirilmiş olur.</p>
<p>Müslümanlar kardeş oldukları için birbirlerini ister tanısın, ister tanımasın, karşılaştıklarında veya iletişim araçlarıyla görüştüklerinde selâmlaşırlar.Topluluklar karşısında veya medya programlarında da söze yine selâm ile başlamak gerekir.</p>
<p><strong>Bir topluluğun yanına girerken selâm verildiği gibi, onların yanından ayrılırken de selâm vererek ayrılmak gerekir.</strong> Resulü Ekrem (SAV); &#8220;Biriniz meclise geldiği zaman selâm verdiği gibi, ayrılırken de selâm versin. Çünkü birinci selâm sonrakinden daha üstün değildir&#8221; buyurmuştur (Tâc Tercümesi, 5/744).</p>
<p>Uzaktaki birine selâm göndermek, ulaştırmak veya gelen selâmı almak da sünnettir.</p>
<p>Selâm vermek ve almak çok önemli bir ahlâk, disiplin ve iletişim olayı olduğu için, dünyanın en düzenli ve disiplinli ordularından biri olan bizim silahlı kuvvetlerimizde, emniyet teşkilâtımızda, okullarımızda ve kurumlarda mensupları karşılaştıkları zaman belli kurallar ve şekillerde birbirlerine selâm verir ve alırlar.</p>
<p>Aynı hava koridorunda karşılaşan iki uçak pilotunun yerden binlerce metre yüksekte selâmlaşmasından, telefonda, internette elektronik olarak karşılıklı sohbet yapan insanların selâmlaşma ve tanışmalarına kadar bütün selâmlaşmalar insanlara mutluluk vermektedir. Elbette bunu Allah (c.c.)’ın istediği şekilde yapmakta insanlarımız için sayısız faydalar vardır.</p>
<p>Bu toplumda Müslümanlarla birlikte gayr-ı Müslimler de bulunabilir. Onlarla karşılaşıldığı zaman elbette selamlaşmadan geçmek olmaz. Bu durumda Resulallah&#8217;ın (SAV) tavsiyesine uyarak, önce onların selâm vermesini bekleyip selâmlarından sonra da &#8220;Ve aleyke&#8221; diyerek cevap vermek gerekir. Eğer Müslüman önce selâm verme pozisyonunda bulunursa &#8220;Vesselâmu ala menittebeal hüdâ&#8221; selâm hidayete tâbi olanlar üzerine olsun şekilinde selâmlamak uygun olur. Nitekim Resulallah (SAV) gayr-ı müslim devlet başkanlarına yazdığı mektuplarda bu tabiri kullanmıştı.</p>
<p>Selâma karşılık veremeyecek durumda olanlara; yemek yiyene, Kur’ân okuyana, hutbe dinleyene selâm verilmemelidir. Ayrıca işlediği günahları açıkça söylemekten çekinmeyen fâsık kimselere de selâm vermek mekruhtur.</p>
<p><strong>SON SÖZ<br />
</strong><br />
Selamlaşma, iletişimin başı, ilişkilerimizin mimarıdır. Selam vermeden hiçbir insana yaklaşamazsınız. Selamsız bir yaklaşım, karşımızdaki insanda tedirgin edici, rahatsız edici etkiler ve duygular oluşturacak, yaklaşmanızı tereddütle karşılayacaktır. Çünkü insanlar arasındaki selamlaşma; karşılıklı ön yargıları kaldıran, dostluk ilişkilerini, sevgi ve muhabbeti geliştiren ilk eylemdir.</p>
<p>Kur’ân-ı Kerim’de bildirildiğine göre, cennete girecek müminlere, meleklerin ilk hitabı “Selâmün aleyküm” şeklinde olacaktır. Söz konusu âyette şöyle buyuruluyor: “Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevkedilirler. Oraya vardıklarında kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle derler: Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi, ebedi kalmak üzere girin buraya!”( Zümer Suresi, 39/73). Cennette cennet ehlinin en çok işiteceği söz &#8220;Selâmdır. &#8220;Onlar orada ne bir boş söz, ne de insanı günaha sokacak bir şey işittiler, işittikleri söz sadece karşılıklı &#8220;Selâm selâmdır&#8221; (Vakıa Suresi, 56/25-26). &#8220;Allah&#8217;a kavuştukları gün onlar: &#8220;Selâm&#8221; diyerek selâmlaşırlar. Allah onlara güzel bir mükâfat hazırlamıştır&#8221; (Ahzab Suresi, 33/44).</p>
<p>Selâm, millî kültürümüzde, sanat ve edebiyatımızda lâyık olduğu yeri almış, binlerce şiir, öykü, roman, tiyatro ve diğer eserlerde sayısız olayda ifadesini bulmuştur.</p>
<p>Büyük mutasavvıf ve Allah dostu Yunus Emre de dünyaya veda şiirinde şöyle demişti:</p>
<p>Şu dünyadan gider oldum,                                             Ben gideyim gelen gelsin<br />
Kalanlara selâm olsun,                                                    Şu dünyada kalan kalsın,<br />
Acep halim n’olur? Diye                                                 Ahret hakkım helal olsun,<br />
Soranlara selâm olsun.                                                   Diyenlere selam olsun.</p>
<p>&#8230;.. Ve selâm hidayet üzere olanlara olsun.</p>
<p>Dr. Mehmet AYKAÇ<br />
İlahiyatçı-Yazar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maykac.imetri.com/2008/03/01/selam-ve-selamlasmak/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Selamlama!</title>
		<link>http://maykac.imetri.com/2008/02/12/hello-world/</link>
		<comments>http://maykac.imetri.com/2008/02/12/hello-world/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Feb 2008 11:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet AYKAÇ</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Selamlama yazımız yakın zamanda burada yerini alacaktır.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Selamlama yazımız yakın zamanda burada yerini alacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://maykac.imetri.com/2008/02/12/hello-world/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
